Kefil Olan Gerçek Kişi Konkordato Talep Edebilir mi? Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/3717 E., 2025/1008 K. Sayılı Kararının İncelenmesi
- Özlem Özoğlu
- 29 Tem 2025
- 4 dakikada okunur
Konkordato kurumu, ödeme güçlüğü içerisinde bulunan borçlulara tanınan hukuki koruma mekanizmaları arasında en önemlilerindendir. Ancak bu korumanın sağlanabilmesi için yalnızca borçluluk ilişkisi içerisinde bulunmak yeterli değildir; başvurunun usulüne, şekline ve içeriğine ilişkin bir dizi kanuni koşulun eksiksiz biçimde sağlanması zorunludur. Özellikle şirket borçlarına şahsi kefil olan gerçek kişilerin konkordato başvurularında, uygulamada ve yargı kararlarında belirginleşen önemli kriterler bulunmaktadır.
Nitekim, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/1008 sayılı kararı, bu konuda sıklıkla karşılaşılan ve ciddi hatalara yol açan bir noktaya işaret etmektedir: Sadece şirketin konkordato planına dayanarak yapılan şahsi başvuru, konkordato hükümlerinden yararlanmak için yeterli değildir. Gerçek kişi sıfatıyla konkordato talebinde bulunulması halinde, başvurunun münhasıran ilgili kişinin borçluluk durumu, malvarlığı, ödeme planı ve kaynakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
Bu yazımızda; kefalet ilişkisine dayanan şahsi sorumluluk ile konkordato talebinin kesiştiği bu hassas alanda, Yargıtay kararının ortaya koyduğu ilkeleri ele alacak; şirket ile bağlantılı konkordato taleplerinde fer’i borç ilişkilerinin hangi koşullarda müstakil konkordato hakkı doğurabileceğini hukuki bir zeminde değerlendireceğiz.
Kararın tamamına ulaşmak için: https://www.yuzerhukuk.com/post/kefil-gercek-kisi-konkordato-talep-edebilir-mi-yargitay-2025-karari
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2025/1008 Kararına Konu Somut Olay: Başvuru Süreci ve Yargılama Safahatı
1. Başvurunun Konusu ve Dayanağı
Konkordato talebine konu uyuşmazlıkta, başvuru sahibi gerçek kişi, ortağı bulunduğu sermaye şirketinin bankalardan temin ettiği finansmanlar bakımından şahsi kefil sıfatıyla sorumluluk altına girmiştir. Şirketin mali dengesini yitirmesi ve borçların vadesinde ifa edilememesi üzerine, şirket adına İcra ve İflas Kanunu m. 285 ve devamı uyarınca konkordato talebinde bulunulmuş; müteakiben, şirket ortağı olan gerçek kişi de şahsi kefalet yükümlülüklerini ileri sürerek, şirketle paralel şekilde kendi adına konkordato başvurusunda bulunmuştur.
Gerçek kişi vekili tarafından sunulan dilekçede; şirketin borçlarına yönelik verilen şahsi kefaletlerin muaccel hale geldiği, bu borçların rehinle temin edilmemiş olması sebebiyle şahsi konkordato kapsamında değerlendirilebileceği, müvekkilin malvarlığının şirketle bağlantılı olduğu ve şirketin başarılı bir konkordato süreci yürütmesi halinde kefalet borcunun da doğal olarak ortadan kalkacağı ileri sürülmüştür. Bu kapsamda, konkordato talebinin kabulü talep edilmiştir.
Ancak, konkordato ön projesi incelendiğinde, başvuru sahibi gerçek kişi tarafından sunulan proje ve mali yapılandırma planının, tamamen şirketin konkordato projesine dayandığı, müstakil nitelikte herhangi bir kaynak, gelir planlaması veya borç ödeme taahhüdü içermediği tespit edilmiştir. Gerçek kişi tarafından doğrudan kendisine ait şahsi borçların dökümü, alacaklı listesi, malvarlığı beyanı ya da denetime elverişli bir mali plan sunulmamıştır.
İlk Derece Mahkemesi; başvuru sahibinin konkordato talebinin şahsileştirilmemiş olması, şahsi borçluluk ilişkisi bakımından bağımsız bir ödeme planı sunulmaması ve ticaret siciline kayıtlı olmaması gerekçeleriyle talebi reddetmiş, ayrıca iflas kararı verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.
Söz konusu karar, istinaf denetiminden geçerek, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi tarafından da yerinde bulunmuş; gerçek kişi vekilince temyiz yoluna başvurulmuştur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 12.03.2025 tarihli ve 2025/1008 K. sayılı kararı ile, konkordato başvurusunun İİK m. 285 ve 305 hükümleri kapsamında, borçlu sıfatıyla başvuran her kişi yönünden ayrı ayrı değerlendirilmeksizin, sadece şirket projesine atıfla yapılmasının hukuken yetersiz olduğunu tespit ederek, istinaf kararını onamıştır.
2. İlk Derece Mahkemesi ve İstinaf Değerlendirmesi
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, dosya kapsamındaki incelemesinde; gerçek kişi tarafından sunulan konkordato talebinin, İİK m. 285 ve 286’da öngörülen şartları taşımadığını tespit etmiştir. Kararda özellikle şu hususlara dikkat çekilmiştir:
Talep edenin konkordato ön projesi, kendine özgü bir yapılandırma planı içermemektedir; tamamen şirketin projesine dayanmakta ve onun başarısına endekslenmiş bulunmaktadır.
Şahsi borçluluk durumu, malvarlığı, gelir kaynakları ve ödeme niyetine ilişkin herhangi bir somut veri veya belge sunulmamıştır.
Gerçek kişi, ticaret siciline kayıtlı bir tacir olmadığı gibi, tacir sayılan kişilerden de değildir; bu nedenle hakkında iflas kararı verilmesi gereği de oluşmamıştır.
Bu gerekçelerle mahkeme, konkordato talebinin reddine, iflasa hükmedilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
Karar, başvuru sahibi vekili tarafından istinaf edilmiştir. Ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin gerekçelerini yerinde bularak, istinaf başvurusunu esastan reddetmiş ve kararın hukuka uygun olduğunu değerlendirmiştir.
3. Yargıtay’ın İncelemesi ve Hukuki Görüşü
Dosya, istinaf kararına karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin önüne gelmiştir. Yargıtay, konkordato kurumunun şahsilik ilkesine vurgu yaparak, somut uyuşmazlığı şu gerekçelerle değerlendirmiştir:
Konkordato talebi, borçlu sıfatıyla başvuran her kişi bakımından ayrı ayrı incelenmeli ve her biri için bağımsız bir konkordato ön projesi sunulmalıdır.
Gerçek kişi, konkordatoya tabi olduğunu iddia ettiği kefalet borçları yönünden, kendi malvarlığına dayalı bağımsız bir ödeme planı sunmamıştır.
Sunulan konkordato projesi, yalnızca şirketin ödeme kabiliyetine ve konkordato planının başarıya ulaşmasına bağlı olarak şekillendirilmiş; bu da konkordato hukukunun esaslarıyla bağdaşmaz niteliktedir.
Bu değerlendirmeler ışığında Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 12.03.2025 tarihli ve 2025/1008 K. sayılı kararıyla, Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamış; gerçek kişi tarafından yapılan şahsi konkordato başvurusunun, kanuni koşulları taşımaması nedeniyle hukuken reddinin isabetli olduğuna hükmetmiştir.
SÖZ KONUSU YARGITAY KARARININ HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ:
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin söz konusu ilamı, konkordato hukukunda "şahsilik ilkesi"nin somut bir yargı kararıyla ne şekilde yorumlandığını göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Karar, özellikle şirket borçlarına şahsi kefil sıfatıyla katılan gerçek kişilerin, sırf bu kefalet ilişkisine dayanarak konkordato talep etmeleri halinde hangi sınırlar içinde değerlendirme yapılması gerektiğini ortaya koymakta; uygulamada sıkça karşılaşılan teknik ve içeriksel yetersizlikleri de net bir biçimde işaret etmektedir.
Kararda öne çıkan temel yaklaşım, her borçlunun konkordato talebinin münferit olarak, kendi mali durumu ve ödeme gücü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği yönündedir. Bu doğrultuda, konkordato başvurusunda bulunan gerçek kişinin, yalnızca şirketin sunduğu konkordato projesine atıf yaparak, bağımsız bir mali plan ve kaynak sunmaksızın talepte bulunması, İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddelerinde aranan şartları karşılamadığı gibi, konkordato kurumunun işlevsel doğasına da aykırıdır.
Yargıtay’a göre, konkordato yalnızca borçlunun alacaklılarına karşı zaman kazanmak için başvuracağı biçimsel bir süreç olmayıp; öngörülebilir, ölçülebilir ve denetlenebilir bir iyileşme planına dayalı gerçekçi bir yeniden yapılandırma programı sunulmasını zorunlu kılar. Bu nedenle, kefil olan gerçek kişinin borçluluğunun fer’i nitelikte olması, onu konkordato talebinde bulunmaktan alıkoymaz; ancak bu talebin geçerliliği, bizzat kendi mali olanaklarına dayalı özgün bir projeye bağlıdır.
Yargıtay’ın bu içtihadı, hem konkordato taleplerinin kötüye kullanımını engellemeye yönelik bir denetim mekanizması işlevi görmekte hem de konkordato hukukuna yön veren temel ilkelerin altını bir kez daha çizmektedir. Bu çerçevede, mahkemelerin yalnızca formel şartlara değil, başvurunun arkasındaki ekonomik rasyonaliteye ve sunulan planın gerçekliğine odaklanan değerlendirme tarzı da desteklenmiştir.
Sonuç itibarıyla, kefil sıfatıyla konkordato talebinde bulunacak gerçek kişilerin, başvurularını mutlaka kendi ekonomik verileri ve özgün ödeme projeleri ışığında hazırlamaları zorunludur. Aksi halde, başvurular hukuki değerlendirmeye tabi tutulacak ve Yargıtay kararında belirtildiği üzere reddedilme riskiyle karşılaşacaktır.
Bu nedenle, konkordato hukuku alanında faaliyet gösteren hukukçular, borçlu gerçek kişiler ve şirket ortakları, başvurularını hazırlarken bu içtihadı dikkate almalı ve gerek yasal gerekse uygulamalı boyutta titiz bir çalışma yürütmelidir.


Yorumlar